Kendinizi Tanrılar Gibi Hissetmek İçin: Rodos // Feel yourself like a Mythologic God: Rhodes

IMG_2564

Rodos… İnsanı kendisine aşık eden bir Tanrıça gibi heybetli. İnsan kendisini bir an mitolojik çağlarda Afrodit’le Athena’yla aynı denize girerken hayal ediyor, bazen de orta çağ şövalyelerinin tepedeki kalelerinden inip bize, “Hayırdır gençler ne iş? İkileyin bakalım buradan yoksa kellenizi alırım”, dediğini hayal ediyor.

Rodos yolculuğumuz da tabi ki her zaman olduğu gibi kız arkadaşım Nural’ın (şimdi eşim kendisi, sulanmak yok) gidelim gidelim gidelim gidelim gidelim gidelim baskısını kırk defa üzerimde hissetmemle oldu. Bir şey gerçekten kırk defa söylenince oluyormuş, kadınlarda bir sihirbazlık, bir illüzyon yetisi olduğunu kavramam o ana denk gelir. Rodos hakkında hiç bir bilgim yoktu, fakat iş başa düşmüştü tabi ki, araştırma yapmak gerek. Hemen Google Amca’nın koruyucu kollarına attık kendimizi ve tıkır tıkır klavyeyi tıkırdatarak çalıştık. Sonuçta şu an bile (ki üzerinden 2 yıl geçmiş) aklımdan çıkmayan, ayrıntılarını aşağıda bulabileceğiniz, müthiş bir tatil oldu.

Rhodes..An imposive island that like falling in love with a goddess..You can not stop imagining yourself swimming with Aphrodit and Athens, or chatting with knights whom has just got out of the castle.

We’ve decided to discover Rhodes by my girlfriend’s( newly wife, don’t hang on her) never-ending insistence! When you say it fourty times, it really happens. In the beginning I have no idea about Rhodes, so we Googled it and found dozens of things. Even after 2 years, I still memorize it as an unforgettable, awesome holiday which you can find the details below.

1. gün // Yolculuk, Old Town Gezisi, Anthony Quinn Plajı ve Tıkınma Fasılları

İzmir’den 21 Haziran sabahının köründe yola çıktık. Böyle kısa süreli tatillerde günün tamamından faydalanabilmek için sabahın erken saatlerinde yola çıkmak önemli. Rotamızı aşağıdaki haritaya ekledim, İzmir – Aydın otobanından ilerledik, Aydın’da otobandan çıkıp Muğla yoluna devam ettik. Yol üzerinde Akyaka’da Net Dinlenme Tesisleri’nde güzel bir kahvaltı yaptık; sabah ayazı dondurucuydu, ama manzara donmaya değerdi.

Day 1 // Road trip, Old town, Anthony Quinn Beach and Snacks

We’ve started trip in the early morning of 21st June. In such small trips, it is important to use the whole day by waking up a little early. I’ve added the route below; take the Izmir- Aydın highway and continue in Muğla direction. On the way, we had our breakfast in Net Cafe in Akyaka,Muğla. Morning was chill but the scene was worth.

Akyaka'nın tepeden inanılmaz manzarası

Akyaka’nın tepeden inanılmaz manzarası

Rodos yolculuğumuzu vizemiz olmadığı için “kapıda vize” uygulaması ile gerçekleştirdik. Gene her vize başvurusunda olduğu gibi bir sürü belge topladık ve 10 günlük vize için 60€ ödedik. Akıl karı değil ama en azından bekleme derdi yok. Kapıda vize uygulaması yaz dönemlerinde Yunan Adaları için geçerli bir sistem. Ayrıntılı bilgiyi gene Yeşil Marmaris’in sitesinden bulabilirsiniz.

For turkish citizens, you can go Rhodes by taking a daily pass visa. As every visa application, we’ve gathered thousands of documents together and paid 60€ for 10 days. That doesn’t make sense but at least we didn’t wait. That kind of visa application applicable only in summer for the Rhodes islands.You can find details in Yeşil marmaris website here.

Marmaris’e geldiğimizde sabahın köründe ilk istikamet, haritada “B” noktası olarak gözüken limana gitmekti. Biz biletlerimizi Yeşil Marmaris firmasından almıştık, tabi daha bir çok firma var. Bizim araştırdığımız dönemde feribot ücreti en uygun firma buydu. Yolculuk 2 saat sürüyor ve yaklaşık maliyeti kişi başı 60€. Feribotların içi de aşağıdaki gibi:

When we arrive Marmaris,our target was reaching the port as shown “B” in map below. We bought our tickets from a firm called Yeşil Marmaris, but there are many other firms as well. That was the cheapest one that costs € 60 per person for 2 hours ferry trip. Inside of the ferry is as below:

Yeşil Marmaris feribotunun içi

Yeşil Marmaris feribotunun içi

Feribottan inip dışarıya adım attığımızda mükemmel bir hava bizi karşıladı ama her ülkede yaşanan yabancıların pasaport kontrol çilesi burada da vardı. Ama bu güzellik için her şeye değerdi.

An increadible weather and scene has welcomed us in Rhodes.

Eski Şehir'in surları önünden liman

Eski Şehir’in surları önünden liman

Limandan çıkınca muazzam şehir surları karşınızda beliriyor, hemen önünde de bir sürü rent-a-car şirketi paranıza göz koymuş şekilde bekliyor. Kim ne derse desin bence Rodos’un en güzel gezilme yöntemi arabayla. Yunanistan’da pazarlık diğer Avrupa ülkelerindeki gibi garip karşılanmıyor, her dükkanda, mağazada rahatlıkla pazarlık yapabilirsiniz. Biz önümüze ilk çıkan araba kiralamacıdan 3 günlüğüne 100€’ya çok tatlı bir Hyundai Accent kiraladık ve otelemizin yolunu tuttuk.

When you get out of the harbour, you’ll see the giant old town ramparts.In front of them, there are many rent-a-car stores waiting to get your money:) The best way to tour Rhodes is via car.You can bargain in every store in Rhodes- it will not be a strange behaviour like any other europen countries. We’ve rented a Hyundai Accent for 3 days, paid € 100 and took the way to the Hotel.

Rodos tatilimizi planlarken çok fazla booking.com araştırması yapmıştık ve neticede çok tatlı bir otel bulduk, yolculuğumuz öncesinde tabi ki yer ayırtmıştık. Hotel Lomeniz Old Town’un biraz dışında, deniz manzaralı, havuzu olan (ki havuzu olduğunu ilk kez şimdi sitesinden gördüm, Rodos’ta deniz o kadar güzel ki havuza ihtiyaç yok), içerisi temiz, binası biraz eski, otopark problemi olmayan hoş bir oteldi. Geceliği Türkiye’deki o kötü otellerle karşılaştırınca 40$ gibi makul bir ücretti.

We’ve made a lot booking research when we plan our trip and booked a fancy hotel. Hotel Lomeniz is a nice hotel outside but close to old town, with a sea-view, offers a pool ( which is not neccessary in such an island), clean, a little old building, has a park area. A standard room was 40€ per night which is affordable in contrast to that segment hotels in Turkey.

Otelimize eşyalarımızı bıraktıktan sonra arabamıza atlayıp Old Town’un yolunu tuttuk. Old Town bütün Ortaçağ’dan kalma azametiyle sizi kapılarında karşılıyor. İçeriye girdiğiniz anda kaybolmamak imkansız. İsimleri bile olmayan yaklaşık 200 sokakta doya doya kaybolun. Biz mesela oturup yemek yediğimiz yerin adını bile hatırlamıyoruz. Burada o kadar çok dükkan var ki Kemeraltı halt etmiş yanında. Her yerde “taverna” yazıyor ama “ohhhh! Vur patlasın, çal oynasın”, zannetmeyin. Bu tavernalar bildiğiniz restoran ya da meyhane, daha fazlası değil. Ve hepsi tamamen turistik. O kıyıda köşede kalmış, salaş mekan tadını alamayacaksınız buralarda, hepsi yaşlı İngiliz turist dolu.

After the check-in, we’ve droven through the Old town where makes you feel like in middle ages.It is impossible to discover inside without getting lost 🙂 But that is the point! Get lost in nearly 200 streets that even has no name.- we even don’t remember where we took our snack 🙂 There are like thousands of small restaurants and souvenir shops inside. It has written everywhere “taverna” which means restaurant. Most of the restaurants are touristic in these area generally full of English tourists..

“Allah’ım gene kayboldum. Başıma da güneş geçti”

Biz oturduğumuz mekanda çok beğendiğimiz Mythos biralarından sipariş ettik (hatta söylemesi ayıp 4 tane de bir marketten alıp İzmir’e getirdik). Biranın yanında ben, her zamanki oburluğumla vejeteryan pizza söyledim (çünkü etlere güvenemedim). Nural ise bir klasik, ton balıklı salata sipariş etti. Beklenmeyecek şekilde her şey o kadar güzeldi ki… Bütün yiyeceklere bayıldık. Pizza inanılmazdı! Bence Türkiye’de de artık pizzanın üzerine kuru soğan koyma vakti gelmiştir, çok yakışıyor.

We’ve ordered Mythos beer ( even bought 4 more beers from market to take back home).I’ve ordered a vegeterian pizza with all my greediness and Nural ordered a classical tuna fish salad. Both of them were incredibly tasty..We’ve loved them all. Especially pizza was great! It’s time to put in onion in pizza in Turkey, too, that really tastefull!

Buz gibi Mythos Birası

Buz gibi Mythos Birası

Meşhur pizzamız, görünce bile ağzımın suyu akıyor

Meşhur pizzamız, görünce bile ağzımın suyu akıyor

Yemeğimizi çölde aç bırakılmış çakallar gibi iştahla yedikten sonra arnavut kaldırımlı Rodos sokaklarında, surların gölgesinde gezinmeye başladık. Tarihi eserlere olan açlığımız yavaş yavaş kabarmaya başlamıştı. Nural kulağıma “nerede yaşamış bu şövalyeler”, diye fısıldarken kendimizi Süleymaniye Cami’sinin önünde bulduk. Muazzam güzellikte çok iyi korunmuş bir yapı. Biz kendi camilerimizi bile bu kadar iyi koruyamıyoruz. Aşağıdaki resimde fotoğrafı çekilen camidir, eşim değil. Yanlışlık olmasın 🙂

After we’ve eaten our food like hungry wolfs, we’ve started to discover Rhodes streets by the shadow of giant ramparts. We were getting impatient about the historical artifacts. While Nural was asking where the knights have lived, we’ve foung ourselves in front of the Süleymaniye mosque. That was a real brilliant structure which has redingrated perfectly. Photo below is the view of mosque, not my wife 🙂

Önde

Önde “Beni çek, beni çek”, diyen Nural, arkada Süleymaniye Cami

Buralarda gezinirken kendimizi tarihi romanlarda şövalyelerin peşine takılıp maceralara atılmak, saraylarda hapsedilmiş kızları kurtarıp prenseslerle evlenmek isteyen yaverler gibi hissetmiş ve araştırmalarımız sonucunda şövalyeleri nerede bulacağımızı sonunda öğrenmiştik. Gitmemiz gereken yer bir nevi şövalyelerin Splinter Usta’sının yaşadığı “Palace of the Grandmaster of the Knights” idi. Dört bir taraf hediyelik eşyacı kaynıyordu ve her birinde çeşit çeşit minyatür şövalye heykelcikleri bulunmaktaydı. Kesinlikle almadan dönmeyin, el altında bir şövalye olması her zaman işe yarar. Sevmediğiniz biri size yamuk mu yaptı, gönderin kapısını kırsın baltasıyla. Sevdiğiniz kızı babası size vermedi mi, gönderin atıyla bir şövalye kız sizindir. Biz de yol üzerinde herhangi bir hediyelik eşyacıya girip beğendiğimiz bir tane aldık. Gözümüze ilişen tabelaları takip ederek sarayın yolunu “sonunda” bulduk. Güzel bir müze ve 6€ bu müze için gayet uygun bir giriş ücreti.

While we walk through the streets, we’ve felt ourselves  like soldiers who wants to rescue the princess trapped in the castle and follow the adventures with knights like in the stories. Finally, we’ve found out where to find the knights! The place where we should go is: “Palace of the Grandmaster of the Knights”. Everywhere was full of souvenir shops with full of knight miniators. Take one  of them, it can be useful 🙂 By following the boards, we found the palace. It was a nice museum with an entrance fee of only €6.

Sarayın Bahçesi

Sarayın bahçesindeki gölgelik kemerler

Sarayın Avlusu

Sarayın Avlusu

Saray'ın koridorları ve kandiller

Saray’ın koridorları ve kandiller

Saray'ın penceresinden Rodos binaları

Saray’ın penceresinden Rodos binaları

Biz sarayı fellik fellik gezerken çok terlemiştik, bünye artık deniz istiyordu. Arabamızla otelimize gidip hemen şehrin dışına kendimizi attık ve Anthony Quinn’le özdeşleşmiş olan plaja gittik. Anthony Quinn bu koyu “The Guns of Navarone” filminin çekimleri sırasında çok beğenmiş ve satın almış. Deniz çok güzel, şezlong kirası da 4€ gibi gayet uygun bir fiyat fakat ne yazık ki deniz çok kayalık ve ben ayağı kuma değmeyince rahat edemeyen bir insanım. Aynı zamanda çocuklu aileler için uygun bir yer değil ve suyu çok soğuk. Biz burada biraz dinlendik, biraz yosunlara takılmadan yüzmeye çalıştık ve sonra otelimize geri dönüp şıkır şıkır giyinip tekrar Old Town’a geldik.

We’ve sweat enough to go swimming when we walk through the palace. We’ve droven through out of the city to Anthony Quinn beach. Anthony Quinn liked this island while making the movie “The guns of Navarone.” and he bought it. Water is pretty clear and sunbed is €4. However the bottom of the sea is rocky and I don’t feel myself comfortable without sand.Hence, it is not suitable for children and the water is cold. We’ve only rested a little here and tried to swim without hanging the seaweeds. Whatever, we turned back to hotel, wear sth better for dinner and went back to old town.

Artık güzel bir yemeği hak etmiştik. Etrafta önce güzel bir restoran bulmak için baya bir dolaştık, hatta tavsiye edilen bir restoranı ararken kapkaranlık bir sokağa girmek zorunda kaldık. Nural aniden ortaya çıkan bir kedi yüzünden ortalığı velveleye verdiğinde topuklarımız popomuzu tekmeleyerek kaçıyorduk. Sonunda meydanda bir sürü restoranın olduğu alana gittik ve Σαρρής (Sarris) Tavernası’nda karar kıldık. Uzo eşliğinde güzel mezeler ve et yemekleri yedik. Rakıdan hazetmeyen eşim Uzo’ya bayıldı. Hafif şekerli ve aromalı tadından dolayı olsa gerek. Her yemekle birlikte gelen tereyağlı pita ekmeği de sofraların olmazsa olmazı bence. Afiyetle yiyin.

After such a busy day, we’ve deserved a nice dinner! We’ve walked pretty much to find a good restaurant and even got into a dark street while trying to find a recommended restaurant. Because of a small kitty Nural screamed as much as she can and we ran away though the center 🙂 Finally We’ve decided in Σαρρής (Sarris) Taverna. Both vegeterian foods and meat were nice with Uzo. Pita bread with butter is also remarkable in all meals. Bon appetit!

Meze tabağı ve arkada çıtır çıtır pitalar

Meze tabağı ve arkada çıtır çıtır pitalar

Yemek sonrası Türk (Yunan!?) kahvesi keyfi

Yemek sonrası Türk (Yunan!?) kahvesi keyfi

2. gün // Eşekli Lindos Gezisi ve Güzel Bir Akşam

Sabah kahvaltımızı yapar yapmaz arabamıza atladık ve yola koyulduk çünkü çok güzel bir yere gidiyorduk: Lindos. Her yerde okuduğumuz ve duyduğumuz üzere peri masallarından fırlamış gibi olan müthiş bir kentti. Gözlerimizle gördük ve herkese hak verdik. Aşık olmuştuk.

Day 2 // Lindos Tour With Donkeys and a Nice Night

After a nice breakfast in the hotel, We’ve droven to a perfect plave: Lindos. The place is as perfect as we’ve read and heard everywhere. We’ve seen with our own eyes and they were really right. We’ve felt in love with Lindos.

Otopark'tan Lindos Manzarası

Otopark’tan Lindos Manzarası

Lindos’a girdiğimiz anda müthiş bir trafik karmaşasıyla karşılaştık. Bu daracık ortaçağ yolları aşırı turist trafiğini kaldırmıyordu. Her yer demir yığınıydı. Türkiye’den bu tip durumlara alışık olmamız ve biraz da şans sayesinde güzel bir yerde park yeri bulduk ve merkeze doğru yürümeye başladık. İlk hedefimiz şehre tepeden bakan antik kente yürüyerek çıkmaktı fakat daha önce hiç katır sırtında yolculuk yapmadığımız için tepeye katırlarla çıkmak daha çekici geldi. Adam başı 5€’ya katırlarla tepeye kadar çıkartılıyorsunuz. Lütfen katırlarınıza güvenin, hayvanlar merdivenlerden bile hoplaya zıplaya çıkıyor, yolu da çok iyi biliyorlar. Panik olduğunuzu hissettirip yanlış yerlere sürüklemeyin hayvancağızları, sonra birbirlerine bağlı oldukları için bütün katırlar firar ediyor 🙂

As soon as we arrive Lindos, we’ve faced with a traffic jam. These mid-century roads were of course not designed for such a crowded tourist population. Anyhow, we were alike with such situations in Turkey and with help of a piece of luck, We found a nice parking place and started to walk through the centre.Our first aim was to climb the top where the ancient city was but travelling with donkey was more interesting, so we preferred that. You can use donkeys for €5 for one way per person. Trust in your donkeys by the way, they even climb the stairs and know the path very well! Don’t pull the donkeys in other directions, than they escape all since they’re all linked to each other 🙂

Lindos girişinden kale

Lindos girişinden kale

Nural katır sırtında

Nural katır sırtında

Katır son durak

Katır son durak

Kale’nin surlarının kenarına ulaştığınız anda eşsiz bir manzara sizi karşılıyor. Derin bir nefes alıp verin ve anın tadını çıkarın. Bu manzarayı görebilen sayılı kişiden biri olduğunuz için çok şanslısınız.

A unique view welcomes you as tou reach to the rampart. Take a deep breath and enjoy the moment. You’re lucky to see this view.

Kaleden Lindos plajı

Kaleden Lindos plajı

Kaledeki tarihi sütunlar

Kaledeki tarihi sütunlar

Bütün gün gezip tozduktan, uzak yolları arşınladıktan sonra sıcak otelimize döndük ve akşam yemeği için tekrar dışarı çıktık. Yemek konusunda önceden çok araştırma yapamadığımız için tekrar Old Town’da rastgele bir yere oturduk. Şansımıza ortalamanın üzerinde kalitede, lezzetli yemekli olan bir yer çıktı karşımıza: Golden Olympiade. Güzelce yemeğimizi yedikten ve beceriksiz garsonlara birkaç fotoğraf çektirdikten sonra uyumak için otelimizin yolunu tuttuk.

After Lindos tour, we turn back to the hotel and got out for the dinner again. Well, we didn’t researched restaurants so much, but luckily, we found a nice place with delicious meals and a good ambiance: Golden Olympiade. After we ate our meal and took some photos, we went to hotel for rest.

Nural'ın

Nural’ın “hadi artık karnım aç, uğraştırma beni” gülüşü

Golden Olympiade

Golden Olympiade

3. gün // Geri Dönüş Yolculuğu Öncesi Son Durak

Dünkü gezimizin ardından sabah tatmin olmuş bir şekilde, yeniden doğmuş gibi uyandık. Son gün tekrar güzel bir plaj buluruz ümidiyle etrafta dolandık durduk fakat Rodos’ta hiç bir yer Lindos gibi değildi. Faliraki plajı kalabalıktı fakat çakıl taşlarından oluşan plaj insanı cezbetmiyordu. Günümüzü burada daha çok güneşlenerek ve yakındaki barda çalan güzel reggae müzikleri dinleyerek geçirdik. Akşam üzeri mutlu bir şekilde limanın yolunu tuttuk ve geldiğimiz şekilde Marmaris’e geri döndük.

Day 3 // Last Stop Before Getting Back

We woke up like a new born after completely satisfied from Lindos tour. We’ve visited many other beaches in Rhodes hoping to find a good place as Lindos, but we couldn’t. Faliraki beach was crowded but a beach from pebbles was not so well. Anyhow, we had sunbath here and listened nice reggae music from a bar near. Finally, we’ve driven thorugh the harbour in the evening with good memories and turn back to Marmaris with the ferry again.

Sonuçta Rodos tatili her şeyiyle çok iyi bir şekilde geçti. Rodos’u kız arkadaşını sürpriz yaparak etkilemek isteyen beylere, sevgilisini şımartmak isteyen bayanlara, yeni evli çiftlere kesinlikle tavsiye ederim. Tarihi bir adada güzel bir deniz tatili herkesin mutlu olacağı bir ödüldür. Kapıda vize uygulaması özellikle büyük bir avantaj, umarım siz bu yazıyı okuduğunuzda da bu uygulama devam ediyordur.

To sum up, our short trip to Rhodes was very weel. I strongly recommend this trip to gentlemens whom wants to impress their girlfriends with a nice surprise, ladies whom wants to cheer up their boyfriends and newly weds of course. A nice holiday in a historical island  is a gift that makes anyone happy 🙂 Especially, shortway visa application takes the advantage for Turks, hope it also lasts while you’re reading these lines..

Bu yolculuğun şarkısı bizce Weezer’dan “Island in the Sun“. Videoyu aşağıda bulabilirsiniz.

The song of this trip is “Island in the Sun” from the Weezer as below:

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s